“EUD YÖN. KUR. BAŞK. ÖNDER KARADUMAN – ENERGY WORLD”

Serbest üretim şirketleri karar mekanizmalarında da yer almak istiyor

Serbest üretim şirketlerinin gerçekleştirdiği 50.000 MW’lık üretim yatırımıyla Türkiye’de sahip olunan tüm kurulu gücün 1.5 katı kadar ilave kurulu gücü, 16 yıl içinde tesis etme başarısını gösterdiğini vurgulayan EÜD Yönetim Kurulu Başkanı Önder Karaduman, “Ancak, ne yazık ki sektörde bu kadar önemli bir paya sahip olan serbest üretim şirketlerinin, sektördeki karar mekanizmalarında yeteri kadar güçlü bir şekilde temsil edilmediği de bir gerçektir. Düzenleyici kurumun karar alma mekanizmalarında özel sektör temsiliyeti mevcut değildir. Piyasa işletmesi tarafında ise bu hakka EPİAŞ’ın kurulması ile birlikte sahip olmuş gibi görünse de, işleyişte halen arzu edilen katılım sağlanamamaktadır” diyor.

Türkiye elektrik sektöründe serbestleşme sürecinin temelleri 2001 yılında EPDK’nın kurulması ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ile birlikte atıldığını hatırlatan Elektrik Üreticileri Derneği (EÜD) Yönetim Kurulu Başkanı Önder Karaduman, 4628 sayılı Kanun’un temel amacının, elektrik sektöründe serbest ve rekabetçi bir piyasa yapısını tesis etmek ve kamunun yalnızca regülatör rolünü üstlenmesini sağlamak olarak belirlendiğini aktarıyor.
İlerleyen yıllar içerisinde bu amacı gerçekleştirmek üzere hem mevzuat hem de uygulama boyutunda önemli gelişmeler yaşandığını vurgulayan Karaduman, “Öncelikle, üreticilerin ürettikleri elektriği rekabetçi bir piyasada satmalarına imkan sağlamak üzere, 2004 yılında Dengeleme ve Uzlaştırma (DUY) fiyatlandırma metodolojisinin oluşturulması ve ikili anlaşma uygulamalarının başlamasının sağlanmıştır. Ardından 2009 yılında Nihai DUY ile düzenlenen ve saatlik uzlaştırmaya dayanan gün öncesi planlama ve dengeleme güç piyasasına geçilmiştir. Bu arada, 2010 yılında toptan ticaret şirketleri piyasaya girmeye başlamıştır. Nihayetinde 2011 yılında dengeleme güç piyasasının faaliyete girmesi, rekabetçi piyasa yapısının oluşumu açısından önemli bir aşama olmuştur. 2015 yılında devreye alınan Gün İçi Piyasası ise spot piyasaların gelişiminde önemli bir süreci tamamlamamızı sağlamıştır” diyor.

MEVCUT TARİFELERLE SERBEST TÜKETİCİLERE SATIŞ YAPMAK NEREDEYSE İMKANSIZ

Diğer taraftan, serbest tüketici limitinin yıldan yıla düşürülerek piyasa açıklık oranının artırılması ve ikili anlaşmaların yaygınlaşmasının hedeflendiğini belirten Önder Karaduman, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bu kapsamda, 2017 yılına gelindiğinde serbest tüketici limiti 2.400 kWh’e kadar düşürülmüştür. Bu limitin önümüzdeki yıllarda sıfırlanması ile birlikte perakende piyasasının da tam rekabete açılması söz konusu olacaktır. Aslında içinden geçtiğimiz yıllarda bu limitin sıfırlanması ve tüm tüketicilerin serbest tüketici vasfı kazanması planlanmaktaydı. Ancak bunun gerçekleşmesi biraz daha ötelenmiş oldu. Önümüzdeki 1-2 yıl içinde gerekli hazırlıkların tamamlanarak limitin sıfırlanmasını temenni ediyoruz. Tabii bununla birlikte, düzenlenmiş tarifelerin kaldırılarak yalnızca son tüketim tarifesinin uygulandığı bir piyasa modeline de en kısa sürede geçmemiz gerekmektedir. Diğer taraftan, serbest tüketici limitinin düşürülmesi teoride piyasa açıklık oranını artırsa da, fiiliyatta üretim ve tedarik şirketlerinin ikili anlaşma yapabildikleri tüketici kitlesi son derece sınırlı kalmaktadır. Maliyet bazlı tarife uygulamasına bir türlü geçilememesinden dolayı, mevcut tarifeler ile serbest tüketicilere satış yapmak neredeyse imkansızdır. Buna, geçiş dönemi sözleşmelerinin rekabeti engelleyici etkisini ve dağıtım şirketlerine ait perakende satış şirketlerinin avantajlarını da eklediğimizde ikili anlaşmalar piyasasının derinleşmesi ne yazık ki mümkün olamamaktadır.”

DAĞITIM TAMAM SIRA ÜRETİMDE

Önder Karaduman, serbestleşme sürecinin en önemli unsurlarından birisinin de, kamunun elindeki üretim tesisleri ve dağıtım şirketlerinin özelleştirilmesi sürecinin başlatılması olduğunu söylüyor. Bugüne kadar tüm dağıtım şirketlerinin özelleştirilmesi ve özel sektöre devrinin tamamlandığını belirten Karaduman, ancak üretim tesisleri için süreç ilerlemesine rağmen programa alınan santrallerin özelleştirilmesinin henüz tamamlanamadığını aktarıyor.

ÖZEL SEKTÖR YATIRIMI 60 MİLYAR $’LIK BÜYÜKLÜĞE ULAŞTI

Bugün geldiğimiz aşamada, Türkiye’de toplam kurulu gücün 80.000 MW’ın üzerine çıktığını, toplam yıllık üretimin 270 milyar KWh’i aştığını, bu üretimin %60’ınden fazlasının serbest üretim şirketlerine ait santrallerin gerçekleştirdiği bir piyasa yapısı oluştuğunu belirten Önder Karaduman, “Özel sektörün elektrik piyasasındaki rolü her geçen gün daha da önem kazanmakta ve sahip olduğu pay artmaya devam etmektedir. Bugün sahip olduğumuz kurulu gücün %62’si, üretimimizin ise %61’i serbest üretim şirketlerine aittir. 2001 yılından bu yana geçen 16 yıllık sürede özel sektör yaklaşık 50.000 MW’lık üretim yatırımı gerçekleştirmiştir. Bir başka deyişle, özel sektör 2001 yılına kadar sahip olduğumuz tüm kurulu gücün 1.5 katı kadar ilave kurulu gücü, 16 yıl içinde tesis etme başarısını göstermiştir. Aşağı yukarı 60 milyar dolarlık bir yatırım büyüklüğüne tekabül eden bu hamle, özel sektörün enerji sektörüne olan ilgi ve güveninin en önemli göstergesidir” diyor.
Önder Karaduman, ancak ne yazık ki sektörde bu kadar önemli bir paya sahip olan serbest üretim şirketlerinin, sektördeki karar mekanizmalarında yeteri kadar güçlü bir şekilde temsil edilmediğini söylüyor. Düzenleyici kurumun karar alma mekanizmalarında özel sektör temsiliyetinin mevcut olmadığına dikkat çeken Karaduman, piyasa işletmesi tarafında ise bu hakka EPİAŞ’ın kurulması ile birlikte sahip olmuş gibi görünse de, işleyişte halen arzu edilen katılımın sağlanamadığını aktarıyor.

ATILMASI GEREKEN BİRÇOK ADIM VAR

“Kuşkusuz ki, serbest ve tam rekabetçi bir piyasa yapısının oluşması için 2001 yılından bu yana çok önemli adımlar atılmıştır. Ancak halen tam rekabetçi bir piyasa yapısından bahsetmek ne yazık ki mümkün değildir” diyen Önder Karaduman, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Daha atılması gereken birçok adım vardır. Örneğin üretim özelleştirmelerinin gecikmeden tamamlanması bu açıdan çok önemlidir. Diğer taraftan, geçiş dönemi sözleşmelerinin bitmesi de rekabetin gelişmesi açısından çok önemli bir faktördür. Bir diğer husus da, maliyet bazlı fiyatlandırmanın, fiyat öngörülebilirliğinin ve şeffaflığın sağlanmasıdır. EPİAŞ’ın kurulması ile birlikte bu konuda önemli adımlar atılmış olsa da, daha çok atılması gereken adımlar mevcuttur.”

DOĞALGAZDA ARZ GÜVENLİĞİNE ÇÖZÜM BULUNMALI

Geçtiğimiz kış döneminde elektrik üretim sektöründe yaşanan en önemli sorunlardan birisinin de yaklaşık 40 gün süren doğalgaz kısıntıları olduğunu belirten Önder Karaduman, “Doğalgaz santrallerine %90’a varan kısıntılar uygulanmıştır. Bu kısıntılar birçok santralin büyük zararlarla karşılaşmasına sebep olmuştur. Doğalgazda arz güvenliği, süratle çözüm bulunması gereken bir konudur. Bu çerçevede, doğalgaz depolama kapasitemizin hızla artırılması, yeni LNG terminallerinin önünün açılması ve iletim sisteminin güçlendirilmesi sağlanmalıdır. Diğer taraftan, doğalgaz piyasasında serbestleşme yönündeki adımların hızlandırılması ve spot piyasaların devreye girmesi gerekmektedir” diyor.

NÜKLEERDE PLANLI VE ŞEFFAF BİR SÜREÇ YÖNETİMİNE İHTİYAÇ VAR

Önder Karaduman, Türkiye’de kurulmasına karar verilen nükleer santrallerle ilgili gelişmelerin de elektrik üretim sektörünün geleceği açısından önemli bir konu olduğunu söylüyor. Karaduman, “Kurulacak olan ilk santral olan Akkuyu Nükleer Santrali ile ilgili sürecin geçtiğimiz yıl Rusya’yla yaşanan siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle aksaması, santralin geleceği ile ilgili soru işaretleri doğurmuştur. Ancak, ilişkilerin tekrar yumuşaması ile çalışmaların devam ettiği görülmektedir. Yine de, yaşanan bu tür sorunlar ve bürokratik aksaklıklar nedeniyle santralin devreye alınma tarihinin gecikeceği bugünden görülmektedir. Uzun yıllar boyunca adeta yılan hikayesine dönen nükleer santral maceramızda, bundan sonra daha planlı ve şeffaf bir süreç yönetimine ihtiyaç duyulduğunu düşünmekteyiz” diye konuşuyor.

YATIRIMLARIN HIZINA YETİŞEMEYEN İLETİM YATIRIMLARI MAĞDURİYET YAŞATIYOR

Önder Karaduman, elektrik üretim sektöründe kanayan yaralarından biri olan iletim kısıtlarının ortadan kaldırılması için TEİAŞ’ın iletim yatırımlarının daha planlı ve daha hızlı bir şekilde gerçekleşmesi gerektiğinin altını çiziyor. “Özel sektör tarafından yapılan üretim yatırımlarının hızına yetişemeyen iletim yatırımları nedeniyle yatırımcılar ciddi mağduriyetler yaşayabilmektedir” diyen Karaduman, şu örneği veriyor: “Geçtiğimiz yıl Doğu Karadeniz’de iletim kısıtları nedeniyle birçok HES’e ciddi miktarlarda su attırılması büyük zararlara yol açmıştır. Bu tür mağduriyetlerin yaşanmaması için, TEİAŞ’ın iletim yatırımlarını hızlandırması en önemli beklentilerimizden birisidir.”

YEKDEM MALİYETLERİ SEKTÖRÜN BELİNİ BÜKÜYOR

Elektrik üretim sektöründe en öncelikli tartışma konularından birisinin de, YEKDEM’e giren santral sayısının her geçen yıl artmasıyla birlikte YEKDEM maliyetinin büyük bir yük haline gelmesi olduğunu belirten Önder Karaduman, “Bu maliyetin miktarının öngörülemez olması da ikili anlaşmalar açısından sıkıntı yaratmaktadır. YEKDEM maliyetinin öngörülemezliğini ve sektör üzerinde yarattığı riski ortadan kaldırmanın yolu, bu maliyetin tüketici tarifesinin bir unsuru haline getirilmesidir. Yenilenebilir enerji yatırımlarının desteklenmesi bir ülke politikası ise, ortaya çıkan yükün de tüm tüketicilere yansıtılması gerekir” diyor.

Önder Karaduman, sözlerini şöyle sonlandırıyor: “Sektörümüzde yaşanan bütün bu olumlu gelişmeler ve bazı sorunlarla birlikte, umudumuz odur ki, önümüzdeki yıllar kamu-özel sektör işbirliği ile sektörümüzdeki reform sürecinin hızlanarak devam edeceği ve serbest, tam rekabetçi ve istikrarlı bir piyasa yapısının tam anlamıyla hayata geçeceği yıllar olacaktır.”

Login

Welcome! Login in to your account

Remember me Lost your password?

Lost Password