Enerji güvenliğinde  hızla yükselen ülke: Türkiye

Devletlerin güç hiyerarşisindeki yerinin enerji kaynaklarına erişimlerindeki kabiliyetleriyle ölçüldüğü günümüz dünyasında Türkiye de etkin aktör rolüyle sahada faaliyet gösteriyor. Suriye, İran, Irak, Akdeniz, Körfez ülkeleri, Yeni İpek Yolu Projesi, Dünya’nın enerji çanağı Orta Asya gibi enerjinin politik bir silah işlevi kazandığı bölgelerde; aktif, vizyon ve politika sahibi bir ülke olarak yer almanın kaçınılmaz olduğunu bilmekte ve dış politika adımlarını bu doğrultuda kuvvetlendirmektedir.

  •  

Dünya Enerji Konseyi, Oliver Wyman danışmanlık şirketi ortaklığında hazırladığı Dünya Enerji Trilemma Endeksi’nin 2018 verilerini açıkladı. Endeks, ülkelerin enerji alanındaki etkinliklerini üç ana kriterde değerlendiriyor ve derecelendiriliyor. “Enerji Güvenliği, Enerji Eşitliği ve Çevresel Sürdürülebilirlik” şeklinde başlık altına alınan bu üç ana kriter; ülkelerin küresel ve ulusal ölçekteki enerji faaliyetleri, inovasyona dayalı enerji planlarının sürdürülebilirliği ve politik tutarlılıkları ölçüsünce ele alınıyor. Tüm bu ölçeklendirmede ülkeler aldıkları puanlar ile harfli not sistemiyle bir sıralamaya giriyor. En iyinin “AAA” ile gösterildiği puanlama sisteminde en düşük skorun “DDD” olduğu gözleniyor. Endeksin nihayetinde ise enerji sektöründe uygulamaya konulan planların ülkeler özelinde sonuçları kısa bir rapor halinde sunuluyor.

DEV ADIM

Danimarka, İsviçre ve İsveç’in AAA ile sıralamanın en başında yer aldığı Endeks sonuçlarına göre Türkiye 2018 sonu itibariyle BBB ile 44. sırada yer alıyor. 2017 endeksiyle kıyas edildiğinde önemli ölçüde başarı elde edildiği gözleniyor. 2017’de CBB notu ile 50. sırada yer alan Türkiye bir yıl içerisinde, genelde 6 sıra yükselmiş ve erişilebilirlikle finansman gücün değerlendirildiği Enerji Eşitliği kriterinde puanını artırmış gözüküyor. Fakat en büyük tırmanışı, Enerji Güvenliği kriterinin yer aldığı skalada notunu 15 basamak yükselterek göstermiş durumda. Bu haliyle Türkiye’nin, 2018 ve öncesindeki enerji politikaları neticesinde, yükseliş trendi içinde olduğunu söyleyebiliriz. Bu yükselişin Türkiye’nin içinde olduğu jeopolitik konjonktürün getirdiği zorluklara karşı gerçekleşmiş olması ve bu başarının tam da enerji güvenliği alanında yaşanması, endeksteki yükselişi çok daha önemli kılıyor.

ETKİN SÜRDÜRÜLEBİLİR POLİTİKALAR

Enerji güvenliği, enerji kaynaklarına kesintisiz ve ödenebilir fiyatlarla erişim olanağı şeklindeki en geniş tanımıyla, ulusal ve uluslararası politikaların odağındaki önemini her geçen gün artıran bir alan olarak karşımıza çıkıyor. Enerjinin uluslararası arenanın temel rekabet unsurlarından biri olduğunu göz önüne alırsak, ülkelerin enerji tedarikinin mevcut ve gelecekteki talebi karşılayabilir yönde lehlerine yönelik bir pozisyon edinmeleri ve bu hali korumaları, enerji güvenliği adına her birinin politika üretmesini gerekli kılıyor. Öne sürülen bu politikaların aynı zamanda değişen dünya düzeni, riskler ve olası tüm ihtimaller etrafında etkinliğini koruması gerekiyor. Endeks raporu, Türkiye’nin enerji güvenliği kategorisindeki yükselişini de tam bu noktada belirlediği politikalar ve bu etkin politikaların sürdürülebilirliği yönündeki girişimlerin başarısı olarak açıkladı.

KUVVETLİ ENERJİ KARMASI

Türkiye, özellikle son on yıldır, enerji güvenliğini sağlamaya yönelik sayısız girişimde bulundu. Tüm hedeflerin ve girişimlerin temeline kaynak çeşitliliğini artırmak suretiyle kuvvetli bir enerji karması oluşturmayı yerleştirdi. Tek ya da az sayıda enerji kaynağıyla sağlanan elektrik üretim potansiyeli her ülke için risklidir ki kaynaklar bazında dışa bağımlılığı yüksek Türkiye gibi ülkeler için çok daha olumsuz ihtimalleri akıllara getirir. Çözüm olması yönüyle; yeni bir enerji arzı ve çok sayıda enerji kaynağı, piyasa şoklarına ve olası risklere karşı sağlam bir tedarik mekanizması sayesinde güvenliği destekler. Türkiye bu politik bilinç ile öncelikle nükleer enerjiyi ajandasına aldı. 2023’de devreye girmesiyle ülkenin ilk nükleer enerji santrali olacak Akkuyu NGS için inşaat lisansı alındı. Türkiye’yi bölgesel ve küresel bir üst lige çıkaracak nükleer enerjinin kurulu güç içerisindeki payının kısa vadede %10’u bulması planlanıyor. Nükleerin yanı sıra geçtiğimiz sene Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı Projesi (TANAP) faaliyete geçti. Hazar gazını Avrupa’ya taşıyan boru hattının 16 milyon metreküplük kapasitesinin 6 milyar metreküpü Türkiye’de kullanılacak.

YENİLENEBİLİR KAYNAKLARDA ATILIM

Fosil kaynaklı yakıtlarda teminatın sürekliliği adına hedeflenen projelerin yanı sıra Türkiye’nin yenilenebilir enerji projeleri de öncelikli sırada. Bu bağlamda, 2017 yılında toplam kurulu güce eklenen 8222 MW’lık gücün %70’i yenilenebilir kaynaklardan sağlandı. Güneş ve rüzgâr enerjisinin pastadaki payını 2023 itibariyle yüzde 30’a çıkarmayı hedefleyen Türkiye bu anlamda geçtiğimiz yıl başta rüzgâr ve güneş enerjileri olmak üzere çok önemli ihaleleri tamamladı. 2013-2017 yılları arasında devreye giren 513 HES ile yıllık doğal gaz ithalatına 15 milyar liralık tasarruf katkısı sağlandı. Yenilenemez enerji kaynaklarına olan bağımlılığı ve bu kaynakların ithal kaynaklar olmasıyla elektrik üretimi üzerinde çok fazla risk barındıran eski Türkiye için, mevcut enerji görünümü kat edilen yolun ne derece büyük olduğunu gözler önüne seriyor.

SAHADA ETKİN AKTÖR

Türkiye için mevcut riskler enerji kaynaklarının birincil sahibi olmamasından ibaret değil. Coğrafi konumu, enerji-hub olmak noktasında Türkiye’ye çok sayıda avantaj sağlasa da, uluslararası ilişkilerin her daim odak noktası olan Ortadoğu’ya yakınlığıyla ve her geçen gün artan diplomatik gücünün getirdiği konjonktürle, avantajlar enerji konusunu politik risklere bırakıyor. Petrol üretiminde 2004 ABD işgali öncesindeki potansiyelini yakalayamayan Irak, İran’ın nükleer hedeflerinin ülkelerde oluşturduğu güvensizlik ile muhtemel askeri çatışma riskleri, Suriye’de tarafların her gün çeşitlendiği iç savaş, bölgesel olmaktan çıkıp küresel bir tehdit haline gelen terör örgütleri gibi birçok problemin hemen yanı başında olan bir ülke için enerji güvenliğinin tanımı da askerî eksenli bir hâl alıyor.

Nihayetinde standart bir güvenlik yaklaşımının olmadığı bu düzlemde, enerji kaynakları uluslararası sistemin paradigmalarını her geçen gün yeniden şekillendirirken, enerji odaklı güç boşluklarında stratejik kimliğini uluslararası alana yansıtmalıdır.

Login

Welcome! Login in to your account

Remember me Lost your password?

Lost Password